Serap Oruç

Çanakkale: 'Ölmez Ruhun Destanı'

Serap Oruç

Bu yıl 18 Mart Çanakkale Zaferi’ni bir kez daha anarken, bu kutsal topraklarda destan yazan kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle yâd ediyorum.

Çanakkale, sadece bir savaşın adı değil, bir milletin küllerinden doğarak yeniden filizlenip varoluşunun simgesidir. Vatan toprağının kanla yoğrulduğu, imanın çeliğe karşı galip geldiği yerdir. Çanakkale, bizi biz yapan köklerimizdir.

Bu topraklarda, Kilitbahir’in dar sularında ne çok vatan sevdalısı en geniş inançla kenetlenmiştir! Erenköy’ün geniş ufkunda, ne çok kahraman umutları daralsa da inancını yitirmemiştir!

Çanakkale’de bastığımız her taş, her avuç toprak, bizleri köklerimize bağlayan birer mihenk taşıdır.

O gün, düşman donanmalarının gök gürültüsünü andıran topları, Mehmetçiğin inancına çarpıp dağılıyordu. Bataklıklar, dik kayalıklar, kıyıya yanaşılmaz sahiller…

Kimi askerin siper bulamadığı, kiminin top kullanma şansı olmadığı o çetin cephede, tek silahları vatan aşkı ve sarsılmaz imanlarıydı.

Çanakkale Cephesi, İstanbul’a, Trakya’ya, Bursa’ya, Balıkesir’e yakın olduğu için halkın desteğinden mahrum kalmasa da başka dertler baş göstermişti.

Yiyecek bulunabilse de susuzluk, askerimizin en büyük düşmanıydı. Siperlerde açılan kuyulardan çıkarılan cesetler, hastalıkları beraberinde getirdi. Verem, dizanteri, sıtma, tifo, iltihaplı hastalıklar, cilt yaraları, psikolojik yıkımlar…

Savaşın tek cephesi düşmana karşı açılmamıştı; Mehmetçik, ölümle dört bir yandan kuşatılmıştı.

Ancak o ölümle kucak kucağa yaşayan vatan evlatları, bir an bile dönmeyi düşünmedi.

Çünkü arkalarında vatan vardı!

Çanakkale’nin ardı vatandı! Eğer orası düşerse, sıra İstanbul’a, Anadolu’ya, Türk’ün onurlu yurduna gelecekti.

Osmanlı arşiv kayıtlarına göre, Çanakkale’de 251.309 vatan evladı zayiat verdi. 60 bine yakını düşman kurşunuyla şehit olurken, 45 bin civarı askerimiz salgın hastalıklara yenik düştü. Ama hiçbir kayıp, bu milletin ruhunu esir alamadı. Çanakkale, can pazarımız oldu; ama aynı zamanda, milletimizin yeniden diriliş destanı olarak tarihe kazındı.

Gözlerini kırpmadan ölüme yürüyen o kahramanları unutmadık, unutmayacağız ve unutturmayacağız. Mehmet Akif Ersoy’un dizelerinde hayat bulan ruhları, bugün de gökyüzümüzde yankılanıyor:

"Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl…
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin mâbedimin göğsüne nâ-mahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahâdetleri dinin temeli,
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerîhamdan, ilâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!"

Bugün, Çanakkale’nin rüzgârı hâlâ o destansı günleri fısıldıyor. Bütün kayıplara rağmen Türk milletinin diz çökmeyişini gözler önüne seriyor. Her bir şehidimiz, bizlere vatanın nasıl bedellerle kazanıldığını anlatıyor. Ey aziz milletim! Unutma ki biz bağımsızlığımız uğruna çok ağır bedeller ödedik. “Çanakkale geçilmez!” diye boşuna söylemedik. Çanakkale, geçilmedi! Çünkü Çanakkale ruhu, ebediyen sönmeyecek, kuşaktan kuşağa yanacak bir meşaledir! Gelmiş geçmiş tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve dualarla anıyorum. Saygılar.
 

Yazarın Diğer Yazıları