
Ramazan-ı Şerif Takviyeli Fren-2
Burhan Karagöz
Gene bu yıl. İnebolu’da çarşı merkezine dahi yarım metreden fazla kar yağdı. Karayolları açmaya yetişemiyor ana yolları.
Okuldayım. Kar; lapa lapadan tipiye, tipiden lapa lapaya neredeyse gün boyu med cezir yapıyor. Kimi zerre miskal bulut yok havada, Güneş, elimizle tutacağımız uzaklıkta sanki. Kimi de bir bakmışsınız yarım saat kırk beş dakikaya kar gelmiş de ortalık gılle gidiyor.
Saat mesai bitimine yakın. Yoğun sis ve tipi yüzünden göz gözü görmüyor. Aracımdayım, ‘Acaba aşağısı nasıl? Kayar mıyım ki?’ diye düşünürken Kaportacı Osman Usta evine giderken yanımda durdu:
“Hocam, al bire, el frenini de bir tık kaldır, kesinlikle frene basma. Aşağısı berbat!” diye uyardı.
Yolun serbest kısımlarında arada bir yokladım freni, baktım ki ayaklarımın altı kütür kütür ediyor, ABS, anında devreye giriyor. Ancak, bu kesinlikle yolun her kesiminde uygulanacak, güvenilir bir yöntem değildi. Yolun bir iki metre öncesiyle sonrası fark edebilirdi. Arkadaşın dediğini yabana atmadım; korkulan o dik inişi, el freni bir diş çekik, birinci viteste ve ağır ağır indim. Sıkıntı olmadı şükür.
Fren bu: Durdurmak için de olsa, basılacağı yeri ve zamanı bilemezsen apaçık istikbalinle oynarsın. Hele hele araç trafiğindeyken, frenin sadece basmak için olmadığını, aracı durdurman gerektiği halde durdurmamanın da durdurmaktan daha önemli olduğunu bu kış daha da anladım.
Fren, biyolojik ve toplumsal olaylarla da yakından ilgilidir.
Kur’ân-ı Kerim’i de tıpkı araç kullanır gibi; gazını, frenini, vitesini ayarlaya ayarlaya kullanır gibi, okumalıyız vesselam. Yani usulüne göre okurken de duraklar, yani nefes alıp verme yerleri, ayet sonları, hep dilimizle, gözümüzle bastığımız fren tertibatı değil midir?
Sadece yememizi içmemizi değil; beş duyu organımızla beraber duygularımızı, nefsani ve şehvani arzularımızı da bu mübarek ayda, Ramazan-ı Şerif’te frenleyelim ki Rabbimizin Bakara 185’te dediği gibi bu ayı ‘layıkıyla’ oruçlu geçirebilelim: Bu ayın insanlara yol göstericiliğini, doğruyu ve doğruyu eğriden ayırmanın apaçık delillerini ‘layıkıyla’ yaşayıp, yaşatıp, yaşattırabilme niyet, güç, kuvvet ve iradesine sahip olabilelim.
Burada da Peygamber Efendimiz (SAV);
“Oruç bir kalkandır. Oruçlu, saygısızlık yapmasın, ahlâksızca konuşmasın. Eğer biri kendisiyle dövüşmeye veya sövüşmeye kalkışırsa, iki defa, ‘Ben oruçluyum.’ desin. Nefsim yedi kudretinde bulunan Allah’a yemin ederim ki oruçlunun ağız kokusu Allah nezdinde, misk kokusundan daha hoştur. (Allah, oruçlu için şöyle buyurur): ‘O, yemesini, içmesini ve cinsel isteklerini benim için terk ediyor. Oruç benim içindir. Onun mükâfatını ben vereceğim. Bir iyiliğe ise on misli ecir vardır.’” Buyuruyor.
Kalkan???
Yani fren!!!
Saygıdeğer okurlarımız;
Şayet bunu kullanmasını bilmezsek, vücudumuza koca bir yüktür. Giymesinden çıkarmasına dek; onunla yürümesi, koşması, kendimizi muhafaza, velhasılı her şeyi, ekstradan yüktür. Anca kullanmasını bilelim ki karşı saldırılarda önce kendimizi, ardından da mahiyetimizdekileri adam gibi savunabilelim… Şu da bir gerçek ki, usta bir savaşçı gibi kullanmanın da bir eğitim merhalesi, bir acemiliği olacaktır vesselam…
Acaba; ben dahil, gerek trafikte, gerekse trafik dışı normal yaşantımızda bir kavgayla karşı karşıya kaldığımızda kaçımız öfke frenine basıp, bu hadisteki gibi, hem de iki defa, ‘Ben oruçluyum.’ Diyebilir, inanın merak ediyorum.
Dostlar; özellikle bu ayda uygunsuz hal ve hareketlerimizde, malayani (boş) ve kaba sözlerimizde, nefsani ve cinsi arzu ve isteklerimizde özellikle fren tertibatımızı göz ardı etmememiz gerekiyor. Ancak bunu bildiğimiz, uyguladığımız halde konuşma, davranış ve şehevi duygu ve düşüncelerimizde durma ve dahi yavaşlama hissetmiyorsak, fren hidroliğini değiştirme zamanımızın gelmiş de geçiyor olduğunun farkına varmalıyız. Bu da; tövbe, büyüklerimizi ziyaret, namaz, sadaka vermek ve güzel huylarımızı artırarak oruçlarımızı süslemekle olur. Yok, bunlara gerek yok dersek, eski tas eski hamam, oruç da bir ay vücudumuzda misafirliğini tamamlayıp maalesef geldiği gibi gider. Hatta vız gelir, tırıs gider, Ramazan-ı Şerif dışındaki diyetimizin bir parçası olmaktan öte geçemez.
O halde bu sistemi, fren sistemini:
Orucumuzun gönül orucu olması niyetiyle, kalp kırmamak, gönül almak, gücümüz yettiği halde her acımızı sadece Rabbimize bırakmak için
Orucumuzun dil orucu olması niyetiyle, dilimizi temiz tutmak, Allah’ımızın verdiği rızka şükretmek, derdimizi yalnız O’na sunmak, doğruyu tavsiye etmek için;
Orucumuzun göz orucu olması niyetiyle, haramlardan sakınmak, güzel bakmak, güzeli görmek, gördüğüne hüsn-ü zan ile hükmetmek için;
Orucumuzun kulak orucu olması niyetiyle, kulağımızı gıybete kapatıp Kur’ân’nın sesine açmak, doğru tavsiye dinlemek, hakk kelamı duymak için;
Orucumuzun beden, akıl ve ruh orucu olması niyetiyle, güzel düşünmek, bedeni Hak ve hak yolunda yormak, kötü işlerden kaçmak, kul hakkına dikkat etmek niyetiyle kullanmak gerek cancağızlarım…
Gene fren, bu mübarek ayda; özellikle Teravih namazlarında dur-sus dinlemeyen çocuklarımızın terbiye edilmesi için de kullanılmalıdır ki cemaatin namazını bozmasınlar… Bu durumda söz ve davranış frenlerimizi öyle kullanmalıyız ki, bu çocuklar, bir taraftan cemaatin secde edeceği yere doğru upuzun yatmasın, safların ve insanların aralarında hem fıyıl fıyıl, hem patır kütür dolaşmasınlar, diğer yandan da bir daha asla namaza ve camiye gelmeme, camiye, cemaate küsme durumuyla baş başa kalmasınlar!!! Gerek ana babaları, gerekse cemaat olarak onları öyle bir eğitelim ki fren de olsun işin için de gaz da…Yani kızarsak, bağırırsak çağırırsak namazdan soğurlar, camiye hiç gelmezler, ömür boyu ateist olurlar; Allah muhafaza.
Birey, aile, il, devlet ve dünya düzeni için de böyledir aslında bu kanun… Bazen fren yerine gaza basman gerekebilir. Yani durmak yerine hızlanmak gibi. Amma ve lakin durmak niyetiyle frene bastığın halde hala gidiyorsa mahiyetindeki, fren aparatları yalama olmuş demektir, bu da başlı başına bir sorun.
Kötü gidişe dur demek için de frene basılır aslında. Ancak, fren tertibatının sağlam olması kadar, frene basanların da her yönden güçlü olmaları gerekir. Mahiyetindekiler emrinden çıktı mı frene bastığın halde değişen bir şey olmuyorsa; müşürden tutun da balata, kaliper, disk, servo, tel, belki de ana merkez ilk önce kontrol edilmeli, gerekirse, masrafı göze alınarak, değiştirilmelidir. Bunun için de fren basıcıların bilgi, askeri, ekonomik, siyasi, kısaca maddi ve manevi her yönden güçlü olmaları, hatta bu güçlerini kullanacakları yer ve zamanları da bilmeleri gerekiyor. Çünkü dev ateşini çoktan yakmış da mancınıkla bu ateşe fırlatılacak İbrahim’ler (AS) bekleyen, nice Nemrut’lar var dünyamızda. Biliyoruz ki kıyamete kadar da bitmeyecek. Ancak bilmiyorlar ki o ateşi gül bahçesine çevirecek Allah (CC), her daim var, inananlarla bir ve beraber… İşte bunun farkında değiller.
Mesela kim frenleyecek bu Amerika ve İsrail yetkililerini? Kaşarlanmış Haçlı zihniyetini??? Tavşana kaç, tazıya tut denildiğinin de gizlisi saklısı kalmadı vesselam. Ayyuka çıktı. Sağır sultan bile duydu. Kayda değer tüm dünya liderleri kedinin ciğere baktığı gibi, neden izlemekle yetiniyorlar? Filistin’de, Gazze’de yapılanlar, Kudüs’ün başına gelenler, Çin’in Doğu Türkistan’daki Müslüman Türklere yaptığı zulümler… Acaba dünyanın fren tertibatı yalama mı oldu??? Değiştirilsin o zaman!!!
Hem de vakit geçmeden!!!